AHMED
DAVUDOĞLU
434 -
441 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Mesruk'tan rivayet
edilen Hz. Aişe hadisini Buharî «Kitabu't-Tefsir» ile «Kitabu't Tevhid» de
Tirmizi ile Nesaî de «Kitabu't-Tefsir» de tahriç etmişlerdir. Görülüyor ki; bu
babın ilk rivayetini teşkil eden hadiste Ebu Hureyre (R.A.) «Yemin olsun ki,
onu diğer bir inişte de gördü.» ayet-i kerimesini Peygamber (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem), Cibril'i gördü şeklinde tefsir etmektedir. Ekseri ulemanın kavlide
budur.
Vahidi'nin beyanına
göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Cibril (A.S.)'ı kendi şekil ve
sureti ile görmüştür.
İbn-i Abbas (R.A.) ise
Ayet-i kerimeyi: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabbini gördü» diye tefsir
eylemiştir.
Bu takdirde ayetteki
diğer inişten murad Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in inişidir. Filvaki
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o gece namazların adedini indirmek
niyazı ile Allah Teala ile konuştuğu yere bir kaç defa çıkmıştı. Oradan dönerek
Musa (A.S.)'a gelmesine iniş denilir.
İbni Abbas: «Yemin olsun
ki, onu bir başka inişte de gördü.» ayetini Peygamber kalbi ile gördü diye
tefsir etmiştir. Ulema bu ayetin manasında ihtilaf etmişlerdir. Bazılarına
göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Allah'ı kalbi ile görmüş
diğerlerine göre ise gözü ile görmüştür.
Aişe (R.A.) hadisine
gelince Aişe (R.A.) ru'yet meselesini kabul etmemektedir. Biz ulema’nın bu
konudaki kavillerini nakletmezden önce kelam ilminin ru'yetullah meselesi
hakkında beyanatını arz etmek isteriz.
Kelam ilmine göre
mu'minler cennette Allah'ı görecekler; Onlar için cennette en büyük nimet ve
lezzette bu olacaktır. Dünyada Allah’ın görülüp görülemiyeceği meselesi de
ihtilaflıdır. Allah'ı görmek aklen caiz, naklen sabittir. Aklen caiz olmasından
murad görülmesinin imkansız olduğuna delil bulunmamasıdır. Çünkü ru'yetullahı
inkar edenler onun imkansız olduğuna şimdiye kadar bir delil getirememişlerdir.
Bu da bu babta varid olan şer-i delilleri zahiri manaları üzere bırakmaya
kafidir. Bir delil ancak aklen muhal olduğu zaman tevil edilir. Aklen müstehil
olmadığı zaman o delili zahiri manası üzere bırakmak vacib olur. Burada Allah'ı
görmenin imkansız olduğuna bir delil bulunmaması şer-i delilleri zahirî
manaları üzere bırakmaya kafidir. Nitekim Allah'm işitmesi görmesi gibi
sıfatları ile haşir - neşir, cennet, cehennem, sırat ve mizan gibi nakli
delillerle sabit olan itikadi meselelerin mümkün oldukları başka bir akli
delille ispata hacet kalmaksızın sırf imkansız olduğuna delalet edecek bir
delil bulunmadığı için o babtaki şer'i delilleri hiç teVil edilmeden zahiri
manaları ile ispat edilmişlerdir. Bu deliller. «O gün
bir takım yüzler pırıl pırıl parlayacak, Kalblerine bakacaklardır.» Ayet-i kerimesi ile «Bedir halinde ayı nasıl görüyorsanız
Robbinizi de öyle göreceksiniz...» Hadis-i Şerifi ve icma'i ümmettir. Mezkur
hadis eshab-ı kiramın büyüklerinden yirmi zat tarafından rivayet edilmiş bir
hadistir. Ahirette Allah'ın görüleceğine dair sahabe ve tabiînin icma'ları ise
tevatüren sabittir. Bu babta ihtilaf ancak dalalet fırkalarından olan Şiîlerle
mu'tezilenin zuhurundan sonra olmuştur. Bunlar bir şeyin görünmesi için onun
cisim olmasını bir yerde bulunmasını ve engel bulunmaksızın görenin karşısına
gelmesini şart koşarlar. Ve: «Bütün bu şartlar Allah Teala hakkında muhaldir»
derlerse de kendilerine cevap verilmiş ve: «Ahirette baki gözlerle Allah
Teala'yı görmek için bu söylenenler! şart değildir. Çünkü oradaki görmenin
hakikati buradaki fani gözlerle görmekten farklıdır. Binaenaleyh bu dünyada
görmek için şart olan şeyler orada şart değildir.» denilmiştir. Kelam
ulemasının «Allah Teaia'yı keyfiyetsiz olarak görmek caizdir.» sözlerinin
manası da budur. Muhaliflerin en kuvvetli nakli delilleri
لاَّ
تُدْرِكُهُ
الأَبْصَارُ
وَهُوَ
يُدْرِكُ
الأَبْصَارَ
وَهُوَ
اللَّطِيفُ
الْخَبِيرُ «Onu gözler ihate edemez ama o gözleri ihata eder.» [En-Am 103] Ayet-i kerimesidir. Fakat onların bu
istidlallerine de şu suretle cevap verilmiştir:
(1) Ayetteki lam
harfinin ahd için olması muhtemeldir. Bu takdirde bazı gözlerin görmeyeceğini
ifade eder ki onlar da kafirlerdir.
(2) Ayetteki nefyin istiğrak
için olması muhtemeldir. Bu takdirde umum-u selb değil selb-i umûm ifade eder
Yani Allah'ı hiç bir kimse germeyecek değildir. Şu halde bazı kimselerin
göreceği kendiliğinden anlaşılır.
(3) Ayet-i kerimede
Allah Teala 'mn hiç bir zaman ve hiç bir halde görülmeyeceğine delalet yoktur.
Binaenaleyh. Cennet'te görülebilir.
(4) Ayetteki idraktan
murad ihata sureti ile görmektir. İhatalı surette görmenin caiz olmaması mutlak
surette görmemeyi istilzam etmez.»
Muhalifler bir de Allah
Teala'nın Musa (A.S.)'a «Sen beni
göremezsin.» buyurması ile istidlal ederler. Buna da: «Ayetteki (len) edatı
nefy-i müebbed için değil nefy-i müekked içindir. Binaenaleyh ahirette
mü'minlerin Allah'ı görmeyeceğini ifade etmez» diye cevap verilmiştir.
Allah Teala'yı dünyada
uyanıkken görme meselesine gelince: Ulemanın bazıları bunun mümkün olduğuna
bazıları da mümkün olmadığına kail olmuşlardır. Mümkündür diyenler Mi'rac
gecesi Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in Allah'ı gördüğüne delalet
eden hadislerle istidlal ettikleri gibi imkansız görenler de yine aynı gece
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Rabbinİ görmediğine delalet eden
hadislerle ihticac ederler.
Allah Teala'yı rü'yada
görmek caizdir. Nitekim selef-i Salihinden bir çoklarının gördüğü nakledilmiştir.
Bundan dolayıdır ki; ehli sünnetin büyük ulemasından biri olan Amidî «El Ahkam»
nam eserinde: «Hak ve hakikat şudur ki rü'yada Allah'ı görmek caizdir buna hiç
bir mani yoktur...» demiştir. Acaba Peygamber (Sadlallahu Aleyhi ve Sellem)
göklere çıktığı gece Rabbi'ni görmüş ve onunla konuşmuş mudur? Şimdi de
ulemanın bu babtaki sözlerini görelim:
Kaadî İyaz şöyle diyor:
Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in İsra gecesi Rabbini görüp
görmediği hususunda selef ve halef uleması ihtilaf etmişlerdir. Bu hadiste
görüldüğü vecihle Hz. Aişe (Radıyallahu Anha)
bunu inkar etmiştir. Ebu Hureyre (Radiyallahu anh) ile bir cemaatında
inkar ettikleri rivayet edildiği gibi meşhur kavle göre İbni Mes'ut (Radiyallahu
anh)'ın mezhebi de budur. Hadis ve kelam ulemasından bir cemaat da buna kail
olmuşlardır. İbni Abbas (Radiyallahu Anh)'dan rivayet edildiğine göre Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabbini gözü ile görmüştür. Aynı kavil Ebû Zerr
ve Ka'b (Radiyallahu Anhüma) ile Hasan-ı Basri (Rahimehullah) 'den de rivayet
olunur. Hatta Hasani Basri bunun üzerine yemin edermiş. İbni Mes'ud ve Ebu
Hureyre (Radiyallahu Anhüma) ile Ahmet b. Hanbel'in dahi buna kail oldukları
rivayet edilir Ebu'I-Hasen EI-Eşari ile onun eshabmdan bir cemaat dahi
Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Rabbini gördüğüne kaildirler.
Üstadlarımızdan bazıları bu hususta tevakkuf etmiş ve:
«Gördüğüne dair açık
delil yoksada görülmesi caizdir» demişlerdir. Dünyada Allah Teala'yı görmek
caizdir. Musa (A.S.)'ın Allah'ı görmek istemesi onun görülebileceğine delildir.
Çünkü bir Peygamber Rabbi hakkında caiz yahut imkansız olan şeyleri bilmez
olamaz ulema Musa (A.S.)'ın Rabbini görüp görmediği hususunda ve keza ayetin
muktazasında ihtilaf etmişlerdir. Kaadi Ebû Bekr'in cevabı, görmüş olmasını
iktiza eder. Peygamberimiz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in İsra
gecesi Rabbiyle vasıtasız konuşup konuşmadığı hususunda dahi ihtilaf
etmişlerdir. İmam Ebu'l Hasen El-Eşarî ile kelam ulemasından bir cemaata göre
konuşmuştur. Bazıları bu kavli Ca'fer b. Muhammed ile İbni Mes'ud ve İbni Abbas
(R.A.)'a nisbet ederler. Keza Allah Tealanın:
«Sonra yaklaştı da
sarktı.» ayet-i kerimesi hakkında ihtilaf olunmuştur. Ekseriyete göre; bu
yaklaşma ve sarkma Cibril ile Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) arasında
müştereken olmuştur. Yahut yalnız biri diğerine ve Sidre-i Müntehaya
yaklaşmıştır. İbni Abbas (Radiyallahu Anhüma) ile Hasan-i Basri, Muhammed b.
Ka'b, Ca'fer b. Muhammed ve başkaları yaklaşmanın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'den Rabbine yahut Rabbinden ona vaki olduğunu söylemişlerdir. Bu kavle
göre yaklaşma ve sarkma mutat şekilde değil te'vil suretiyledir. Hatta Ca'fer
b. Muhammed 'iri dediği gibi Allah'ın yaklaşmasının bir haddî yoktur.
Kullarınkinin ise haddi hududu vardır. Binaenaleyh Peygamber (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem)'m Rabbi Teala'ya yaklaşmasının manası Allah indindeki büyük
mevkiinin zuhuru ve marifet nurlarının üzerinde parlaması gaibe ve meleküt
aleminin sırrına başka hiç bir kimsenin muttali olamıyacağı bir surette muttali'
olmasıdır. Allah'in Resulü 'ne yaklaşmasından murad ta bütün bunları ve
Resulü'ne olan fadl-u ihsanını göstermesidir. Bu takdirde:
«iki yay arası kadar
veya daha yakın oldu.» ayet-i kerimesinin ma'nası Peygamberimiz (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'e nispetle mahallin letafeti ile marifetin izahından ve arz-ı
hakikattan; Allah'a nisbetle ise gösterilen rağbete icabet ve peygamberin
mevkiini göstermekten ibaret olur.
Peygamber (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) 'in Rabbi TeaIa'dan hikaye ettiği: «Her kim bana bir karış
yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım...»
hadisinde yapılan te'vil
burada da yapılır.» Kaadi'nin sözü burada bitti, Şafiîlerden Ebû Abdillah
Muhammed b. İsmail «Et-Tahrir» namındaki Müslim şerhinde Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in Rabbini gördüğünü ihtiyar etmiş ve şöyle demiştir: Bu
meselede deliller çoksada biz ancak en kuvvetlisini alıyoruz. O da* îbni Abbas
(Radıyallahu Anhüma) 'nın şu sözüdür.
«İbrahim'in Halilullah
olmasına, Musa'nın Allah ile konuşmasına ve Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'\n Allah'ı görmesine siz şaşıyor musunuz?»
İkrime 'den rivayet
ulunur ki İbni Abbas (Radıyallahu anh)'a: «Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) Rabbini gördü mü?» diye sorulmuşta: evet cevabını vermiş. Zararsız bir
isnadla Şu'be'nin Katade'den, onunda Enes (Radıyallahu anh)'dan rivayet ettiği
bir hadiste Enes: «Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem} Rabbini görmüştür»
demiş. Hasan-ı Basri: «Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabbini
görmüştür» diye yemin edermiş. Bu babta asıl olan bu ümmetin Alimi, ve müşkilat
babında merci-i İbni Abbas'ın hadisidir. Kendisine İbni Ömer (Radıyallahu
Anhüm) bu meselede müracaat ederek mektup yazmış ve: «Muhammed (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) Rabbini gördü mü?» diye sormuş. O da gördüğünü haber vermiştir.
Hz. Aişe (Radıyallahu Anha) hadisi bu hadise dokunmaz. Çünkü Aişe «Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i ben Rabbimi görmedim derken işittim» şeklinde
haber vermiştir. O bu sözü ancak Allah TeaIa'nın:
«Allah'ın hiç bir insan
için ya vahiy, ya hicap arkasından, yahut da kendisine bir resul göndererek
onun izniyle dilediğini bildirmesi şekillerinden başka konuşmasına imkan
yoktur. Çünkü Allah pek yüksek ve pek hakimdir.» [ Şura 51 ] Ayet-i kerimesi
ile: «Onu gözler ihata edemez ama, o gözleri ihata eder.» ayetini te'vil ederek
söylemiştir.
Kaide şudurki: Sahabi
bir söz söylerde başkaları ona muhalefet ederse o sahabının sözü hüccet olmaz.
Madem ki İbni Abbas'tan rü'yetullahi ispat babında gelen rivayetler sahihtir o
halde onları sabit olarak kabul etmek icap eder. Çünkü bu rivayetler akılla
anlaşılan zanla kabul edilen rivayetlerden değildir. Bunlar ancak Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den işitmekle alınırlar. İbni Abbas
Hazretlerinin bu meselede zan ve ictihadı ile konuştuğuna hiç bir kimse kani
değildir. Birde Ma'mer b. Raşit, Aişe ile İbni Abbas (Radıyallahu Anhüm)
arasındaki ihtilaf zikredildiği zaman: «Bizce Aişe, İbni Abbas 'tan daha alim
değildir» demiştir. Şu da varki İbni Abbas bir şey'i ispat: başkaları aynı şeyi
nefiyetmiştir. Nefiyle ispat bu suretle tearuz edince ispat tarafı tercih
olunur.»
Hakim'in: «El Müstedrek»
inde İbni Abbas (Radiyallahu anh)'dan rivayet ettiği bir hadiste Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ben Rabbim Azze ve Celle'yi gördüm.»
buyurmuştur.
Bu hadise bakarak
bazıları şöyle demişlerdir: «Sözde asıl olan mecaz değil hakikattir.» Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e has olmak üzere Allah Teala dünyada kendisine
görünmek sureti ile bir ikramda bulunmasına hiç bir mani yoktur. Nitekim Musa (A.S.)
'ada konuşmak sureti ile ikramda bulunmuştu. Bazı Ehl-i tahkika göre Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah-ı Zülcelal ile münacaatta bulunduğu halde
ona (kelimûllah) denmeyip bu ismin Musa (A.S.)'a verilmesinin sırrı Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in konuşmadan başka birde Allah'ı görmüş
olmasıdır. Musa (A.S.) yalnız konuşmuştur. Görnıekse yalnız hicap arkasından
konuşmaktan daha şereflidir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunların
ikisinede yani kendisine hass olmak üzere hem konuşmak hem görmek şerefine nail
olmuştur.
Hasılı; ekseri ulemanın
tercihine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İsra gecesi Rabbini
görmüştür. Aişe (Radıyallahu Anha) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den
bir hadis rivayet ederek onun Rabbini görmediğini ispat etmemiştir. Eğer böyle
bir hadis olsaydı onu mutlaka söylerdi. Bu babta söyledikleri kendi
ictihadından ibarettir. Görülüyor ki Aişe (Radıyallahu Anha) validemiz. Mesruk
'a üç şey söylemiş bunların Allah 'a karşı büyük iftira olduğuna ayetlerle
istidlal etmişlerdir. Şöyleki:
1) İsra gecesi Peygamber
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Rabbini gördüğünü iddia etmeyi iftira saymış
ve buna iki ayetle yani: «Onu (Allah'ı) gözler ihata edemez amma, o gözleri
ihata eder.» [ En-Am 103] ve: «Hiç bir insan için imkan yoktur ki, Allah onunla
ya vahîy ile, ya perde arkasından, yahut da kendisine bir Resul göndererek onun
izniyle, onun dilediğini vahy buyurması şekillerinden başka bir surette
konuşmuş olsun...» [ Şura 51 ] ayetleri ile istidlal etmiştir. Fakat ulema bu
istidlale cevap vermiş ve: «İdrakin manası bir şey'i ihatalı surette bilmektir.
Allah Teala'yı bu şekilde bilmeye imkan yoktur. Ayetin nassı da budur. Bir
delilde ihata edemez tabirinin kullanılması onu îhatasiz olaxak görmeye mani
değildir.» demişlerdir. Daha başka cevap verenlerde olmuştur, İkinci ayetle
istidlaline ise üç vecihle cevap verilmiştir.
a) Görmek konuşmayı icap
etmez konuşmadan da görmek te caizdir.
b) Bu ayet yukarıda
geçen delillerle tahsis edilmiştir.
c) Vahiyden murad bazılarına göre vasıtasız konuşmadır. Lakin
Cumhur-u ulemaya göre buradaki vahiyden murad ilham ve rüyada görmektir.
Bunların ikisinede vahiy denilir.
Hicap arkasından
murad; Vahidi ile diğer müfessirlere
göre görünmeden konuşmaktır, Allah Teala ile konuşan peygamberler onu görmeden
kelamını işitirler. Yoksa maksat arada bir perde bulunupta bir yeri diğerinden
ayırmak değildir. Allah Teala'yı görmemek hicap arkasından konuşmak gibidir. Bu
kavlinde Hz. Aişe (Radiyallahu Anha)'ya Ibni Abbas (Radiyallahu anh) muhalefet
etmiştir. Tirmizi 'nin İbni Abbas'tan tahriç ettiği "bîr rivayette :
İbni Abbas: «Muhammed
Rabbini görmüştür» dedi. Ben kendisine: —
Allah (Onu gözler ihata edemez) buyurmuyur mu? dedim,
İbni Abbas: — Yazık sana bu mesele Allah kendi nuru ile
tecelli ettiği zaman vakî olmuştur.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabbini iki defa gördü»
demiştir.
İbni Ebû Hüzeyme'nin
kuvvetli bir isnadla Enes (Radiyallahu anh) 'den rivayet ettiği bir hadiste de
Enes: «Muhammed Rabbini görmüştür demiştir.» İbni Abbas (r.a.)’dan hadis
rivayet eden Ka'bu'l-Ahbar, Zührî, Ma'mer ve diğer bir çok zevat ile
imam Eş'ari 'nin ve ona tabi olan bir çok ulemanın kavilleri de budur.
Urvetü'bnü'z-Zübeyr (Radiyallahu anh)
'in yanında Hz. Aişe 'nin bu meseleyi inkar ettiği söylendiği zaman
gadaba gelirmiş.
Alusi'nin beyanına göre
bazıları Hz. Aişe ile İbnî Abbas (Radiyallahu anhûma)'nın kavillerini şöyle
te'vil etmişlerdir. Hazreti Aişe'nin «görmedi» demesi, gözlerin tahammül
edemediği nuru ile görmedi demektir. îbni Abbas'ın «gördü» demesi ise, Allah'ı,
göz kamaştırmayan nuru ile gördü manasınadır. Bu babta İbni Abbas (Radiyallahu
anh) dan iki rivayet vardır. Bunların birine göre Peygamber (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem) Rabbini gözü ile diğerine göre kalbi ile görmüştür.
2) Her kim Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Kur'an-ı Kerîm'den bir şey gizlediğine kail
olursa Resulüllaha en büyük iftirayı atmış olur. Aişe (Radiyallahu Anha) buna:
«Ey Peygamber! Rabbinden sana indirilen şeyleri tebliğ et. Şayet bunu yapmazsan
Rabbinin risaletini tebliğ etmiş olmazsın.» [ Maide 67 ] ayet-i kerimesi ile
istidlal etmiştir.
3) Her kim yarın ne olacağını bildiğini iddia
ederse Allah'a karşı büyük iftirada bulunmuştur bunada: «De ki: göklerde ve
yerde bulunanlar gaibi bilmezler, onu ancak Allah bilir,» [ Neml 65 ] ayeti ile
istidlal etmiştir.
«Yemin olsun ki onu bir
başka inişte daha görmüştü.» [ Necm 13 ] ayetini Hz. Aişe (Radiyallahu Anha),
Peygamber Cibril'i gördü, diye tefsir etmişti ki ekser-i ulemanın kavlide
budur. Çünkü Kur'an-ı Kerîm-, de görme hadisesinin sidre-i münteha yanında
olduğu beyan Duyurulmuş birde görmenin başka bir iniş esnasında vuku bulduğu
haber verilmiştir. Allah-ü Teala'yı mekanla inişle vasfetmeye imkan yoktur.
Binaenaleyh Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hz. Cibril'i görmüş demek
olur. Filvaki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) biri Ufk-i a'lada diğeri
de semada Sidretü'l-Münteha yanında olmak üzere, Cibril (A.S.)'ı kendi sureti
ile iki defa görmüştür. Aişe (Radiyallahu Anha)'nın ise; aynı hadiseyi ispatı
şu suretle hallolunur. Hz. Aişe 'nin görmedi demesi, gözü ile görmedi manasına,
İbni Abbas'ın gördü demeside kalbi ile gördü manasına alınır bu suretle iki
hadisin arası bulunmuş olur. Nitekim Müslim'in, Ebû Bekir b. Ebi Şeybe den
rivayet ettiği hadisde İbni Abbas: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Allah'ı
kalbi ile gördü» demiştir. Kurtubî: Bu mesele hakkında bir şey söylemeyip
tevakkuf halinde kalmayı tercih etmiş ve bu kavli muhakkıkin-i ülemadan bir
cemaata nispet eylemiştir. Kurtubî; bu babta kat'i bir delil bulunmadığını her
iki tarafın, te'vîlî kabil bir birine zıt delillerin zahirleri ile istidlal
ettiğini söylemekte ve: «Bu mesele amele dair meselelerden değildir ki; zanni
delillerle ispat edilebilsin. Mesele itikada dairdir. Binaenaleyh kafi delil
ister» demektedir.
Hz. Aişe (Radıyallahu
Anha), Mesruk'a karşı ayetlerle istidlal ederken «Allah buyuruyor» tabirini
kullanmıştır. Bu tabiri Tabiı'nin meşhurlarından olan Mutarrif b. Abdillah b. Şihhîr
doğru bulmamış ve: «Allah buyuruyor demeyin lakin Allah buyurdu deyin»
tavsiyesinde bulunmuştur. Fakat Sahabe, Tabiîn ve onlardan sonra gelen büyük
imamlar Mutarrif'in beğenmediği bu tabiri kullana gelmişlerdir. Binaenaleyh
sahih ve muhtar olan Allah Teala hakkında; «Buyuruyor, buyurdu» tabirlerinin
ikisinin de caiz olmasıdır. Nitekim: «Allah
buyuruyor» tabiri Kur'an-ı Kerîm'de de vardır,
Aişe (Radıyallahu Anha)
Sûre-i Şûra ayetinin başındaki vav) i terk etmişsede maksadı tilavet değil
istidlal olduğu için bunda beis görülmemiştir. Bir çok hadislerde bunun emsali
görülmektedir.
Müslim'in İbni Nümeyr
'den rivayet ettiği Mesruk, Aişe (Radıyallahu Anha) 'ya: «Muhammedi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Rabbini gördü mü?» diye sormuş. Hz. Aişe (Radıyallahu Anha)
buna «Sübhanallah vallahi senin söylediğinden tüylerim ürperdi.» Cevabını
vermiştir. Sübhanallah'dan murad; hakikatda Allahü zü-l'Celali her . türlü
noksanlıklardan tenzih isede bu kelimeyi Arablar taaccüb — şaşma makamında
kullanır Hz. Aişe (Radıyallahu Anha) bu suale şaşmış ve «sübhanallah» sözüyle:
«Nasıl oluyor da böyle bir meseleyi sen bilmiyorsun» demek istemiştir. Mezkûr
kelime Arapçada bir çok yerlerde taaccüp manasında kullanılmıştır. Araplar
bazen taaccüp makamında «la ilahe illallah» derler.
Müslim'in İbni
Nümeyr'den rivayet ettiği hadiste Aişe (Radıyallahu Anha) Necm Sûresinin: «Sonra yaklaştı da sarktı.»
ayetini Cibril (A.S.)'e yaklaştı diye tefsir etmekte ve Cibril'in her zaman
insan suretinde gelirken o defasında kendi sureti ile geldiğini söylemektedir.
Bu hususta İmam-ı- Vahidi şunları söylüyor: «İki yay arası kadar veya
daha yakın oldu.» ayetinin manası sizin takdirinizle iki yay arası kadar yahut
daha yakın oldu demektir. Yoksa Allah Teala eşyanın hakikatlerini seksiz
şüphesiz bilir. Lakin bize bizim adetimize göre hitab etmiştir. Ayetten murad:
«Cibril (A.S.) o muazzam hilkati ile ve bunca cüzleri ile Peygamber 'e işte bu
derece yaklaştı demektir.